İmar hukukunda en sık karıştırılan başlıklardan biri, hangi durumda iptal davası, hangi durumda tam yargı davası açılması gerektiğidir. Oysa bu iki dava türü aynı şey değildir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesi, iptal davalarını idarî işlemlerin yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden hukuka aykırılığı iddiasıyla açılan davalar olarak tanımlar. Aynı maddede tam yargı davaları ise idarî eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan davalar olarak düzenlenir. Başka bir ifadeyle iptal davasının amacı işlemi ortadan kaldırmaktır; tam yargı davasının amacı ise uğranılan zararın giderilmesini sağlamaktır.
Bu ayrım imar uyuşmazlıklarında çok görünürdür. Örneğin imar planı, yapı ruhsatı, ruhsat iptali, yıkım kararı, mühürleme işlemi veya encümen para cezası gibi idarî işlemler doğrudan doğruya işlem niteliği taşır. Bu tür durumlarda kişi çoğu zaman önce işlemin iptalini ister; yani dava konusu, işlemin hukuk dünyasından çıkarılmasıdır. Buna karşılık hukuka aykırı bir imar işlemi nedeniyle uğranılan maddi zararın, yıkım sebebiyle oluşan kaybın, ruhsata güvenilerek yapılan yatırımın boşa çıkmasının veya taşınmaz değer kaybının tazmini gündeme geliyorsa, o noktada tam yargı davası öne çıkar.
İYUK’un 12. maddesi, idarî işlemden kaynaklanan zararlar bakımından özellikle önemlidir. Bu maddeye göre, ilgililer haklarını ihlal eden bir idarî işlem dolayısıyla doğrudan tam yargı davası açabilecekleri gibi, iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilir; ya da önce iptal davası açıp, bu davanın sonucuna göre ayrıca tam yargı davası açabilirler. Bu hüküm, imar uyuşmazlıklarında “önce işlemi iptal ettireyim, sonra zararımı isteyeyim” veya “aynı dilekçede hem iptal hem tazminat talep edeyim” seçeneklerinin hukukî temelini oluşturur. İdarî eylemden doğan zararlar bakımından ise İYUK’un 13. maddesi uygulanır ve dava öncesi idareye başvuru yolu ayrıca önem kazanır.
İmar planları bakımından dava süresi ve başvuru yolları ayrıca dikkat gerektirir. 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8. maddesi, planların ilanını ve bir aylık ilan süresi içinde itiraz edilebileceğini düzenler. Danıştay’ın imar planlarına ilişkin yaklaşımında da, planların ilanı ve itirazına dair bu özel sürecin dava açma süresi hesabında dikkate alınması gerektiği görülmektedir. Danıştay Dergisi’nde yayımlanan değerlendirmede, Altıncı Dairenin imar planlarında 3194 sayılı Kanun’daki özel ilan ve itiraz sisteminin önemine işaret ettiği aktarılmaktadır. Bu nedenle imar planı uyuşmazlıklarında sadece “hangi dava türü” değil, “hangi süre içinde” ve “hangi idari süreçten sonra” soruları da ayrıca önem taşır.
Uygulamada şu genel ayrım çoğu zaman yol göstericidir: Kişi, planın, ruhsatın, yıkım kararının veya para cezasının hukuken ortadan kaldırılmasını istiyorsa öncelik iptal davasındadır. Kişi, hukuka aykırı işlem veya eylem nedeniyle uğradığı maddi zararın giderilmesini istiyorsa tam yargı davası öne çıkar. Bazı dosyalarda ise iki unsur birlikte bulunur. Örneğin hukuka aykırı yıkım kararı hem iptal edilmek istenir hem de uygulama nedeniyle doğan zararların tazmini talep edilir. Böyle durumlarda İYUK m.12 çerçevesinde birlikte dava açılması ya da aşamalı dava stratejisi gündeme gelebilir.
Yargı mercilerinin genel bakışı da bu ayrımı destekler. İptal davası ile tam yargı davası aynı olaya ilişkin olsa da aynı hukukî işlevi görmez. İptal kararı, işlemin hukuk dünyasından çıkarılmasını sağlar; fakat her zaman otomatik biçimde tazminat sonucu doğurmaz. Zararın ayrıca ortaya konulması, illiyet bağının kurulması ve uygun dava yolunun seçilmesi gerekir. Bu nedenle imar uyuşmazlıklarında sağlıklı hukukî değerlendirme, önce “neyi ortadan kaldırmak istiyorum?”, sonra “hangi zararı talep ediyorum?” sorularını ayırarak başlamalıdır.
Kısacası, imar uyuşmazlıklarında tek tip dava yolu yoktur. Plan, ruhsat, yıkım, mühürleme veya para cezası gibi idarî işlemlere karşı çoğu zaman iptal davası; bu işlem veya eylemler nedeniyle doğan zararların giderilmesi için ise tam yargı davası gündeme gelir. Hangi yolun seçileceği, işlemin niteliğine, zararın türüne ve olayın hangi aşamada bulunduğuna göre değişir. İmar hukukunda doğru dava türünü seçmek, çoğu zaman davanın esası kadar önemlidir.
İmar uyuşmazlıklarında hukukî yol haritası çoğu zaman işlemin hukuka aykırılığı ile zararın niteliğini birbirinden ayırarak kurulur; doğru dava türü, çoğu dosyada sonucun yarısını belirler.