Akademik kadro ilanları çoğu zaman başvuran adaylar bakımından “şartları sağlıyorsam atanırım” düşüncesini doğurur. Oysa hukukî çerçeve bu kadar düz bir yapı kurmaz. 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nda doktor öğretim üyesi, doçent ve profesör kadroları bakımından ilan, başvuru sürecinin başlangıcıdır; sonrasında jüri veya değerlendirme raporları, yönetim kurulu görüşleri ve nihai atama kararı gibi aşamalar gelir. Doktor öğretim üyesi kadrolarında ilan sonrası dekan veya müdürün adaylar hakkında yazılı mütalaa istemesi ve yönetim kurulu görüşü sonrası öneriyi rektöre sunması; doçent kadrolarında ise rektör tarafından adayların durumlarını incelemek üzere rapor hazırlatılması ve üniversite yönetim kurulunun kararından sonra atamanın yapılması, ilanın tek başına sonuç doğurmadığını açıkça göstermektedir.
Bu nedenle akademik kadro ilanı, hukukî niteliği itibarıyla bir “atama taahhüdü” değil; başvuruya açılan bir idarî süreçtir. Adayın ilan edilen kadroya başvurabilmesi için bir imkân yaratır; fakat başvuru yapılmış ve şartlar sağlanmış olsa bile, mevzuatta öngörülen değerlendirme aşamalarının tamamlanması gerekir. Öğretim Üyeliğine Yükseltilme ve Atanma Yönetmeliği de aynı mantığı sürdürür; yönetmelik, atama için 657 sayılı Kanun’daki genel şartların yanı sıra 2547 sayılı Kanun uyarınca belirlenen koşulların aranacağını ve ilan edilen kadrolar için ayrıca değerlendirme yapılacağını öngörür.
Yargı mercilerinin bakış açısı da bu yöndedir. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 2023 tarihli kararında, başvurunun reddine ilişkin işlemin iptal edilmesinin davacının doğrudan öğretim üyesi kadrosuna atanacağı anlamına gelmeyeceği; idarenin, adayın atama kriterlerini karşılayıp karşılamadığını değerlendirerek yeniden karar vermesi gerektiği açıkça belirtilmiştir. Bu yaklaşım, hukuka aykırı ret işleminin iptal edilmesinin bile kendiliğinden atanma sonucu yaratmadığını; asıl meselenin idarenin mevzuata uygun, objektif ve denetlenebilir bir değerlendirme yapması olduğunu göstermektedir.
Dolayısıyla kadronun ilan edilmesi tek başına atama hakkı doğurmaz. Ancak bu sonuç, idarenin sınırsız takdir yetkisine sahip olduğu anlamına da gelmez. İlan şartlarının objektif olması, değerlendirme sürecinin mevzuata uygun yürütülmesi, jüri veya rapor sisteminin denetlenebilir biçimde işlemesi ve nihai kararın kamu yararı ile hizmet gerekleri çerçevesinde tesis edilmesi gerekir. İdari yargı da tam bu noktada devreye girer: mahkeme kimin atanması gerektiğine karar vermez; fakat atamama veya başvuruyu reddetme işleminin yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden hukuka uygun olup olmadığını denetler.
Kısacası, akademik kadro ilanı bir hak doğurma işleminden çok, bir yarışma ve değerlendirme sürecinin başlangıcıdır. Bu nedenle “ilan edilmiş olması” ile “atanma hakkının doğmuş olması” aynı şey değildir. Sağlıklı hukukî değerlendirme de, ilanın kendisinden çok; ilanın ardından işletilen değerlendirme sürecine ve nihai işleme bakılarak yapılmalıdır.