Kısa cevap şudur: Evet, edilebilir. Disiplin hukukunda sadece fiilin varlığı değil, sürecin nasıl yürütüldüğü de belirleyicidir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 129. maddesi, memurlar ve diğer kamu görevlilerine savunma hakkı tanınmadıkça disiplin cezası verilemeyeceğini açıkça düzenler. Aynı hüküm, disiplin kararlarının yargı denetimi dışında bırakılamayacağını da belirtir. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 130. maddesi ise savunma alınmadan disiplin cezası verilemeyeceğini, memura en az yedi günlük süre tanınması gerektiğini açık biçimde ortaya koyar. Bu nedenle savunma hakkı ve usul kuralları, disiplin hukukunda tali değil kurucu niteliktedir.
Devlet Memurları Disiplin Yönetmeliği, bu anayasal ve kanuni çerçeveyi daha ayrıntılı hale getirir. Yönetmeliğin 30. maddesine göre savunma, soruşturma sürecinin son aşamasında disiplin amiri tarafından istenir; savunma istem yazısında memura yöneltilen iddialar, bu iddiaların dayandığı deliller, isnat edilen fiilin hukuki nitelendirmesi ve 657 sayılı Kanun’un 125. maddesindeki hangi bent kapsamına girdiği açıkça gösterilmelidir. Ayrıca savunma için verilen süre yedi günden az olamaz ve savunma verilmemesi halinde savunma hakkından vazgeçilmiş sayılacağı savunma istem yazısında belirtilmelidir. Bu yapı, savunmanın şekli bir formalite değil, bilinçli ve etkili kullanımına imkân tanıyan gerçek bir güvence olduğunu gösterir.
Danıştay’ın güncel yaklaşımı da bu yöndedir. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 2025’te yayımlanan kararında, savunmanın soruşturma sürecinin son aşamasında ve yetkili disiplin amiri tarafından istenmesi gerektiği; muhakkiklerin savunma isteme yetkisinin bulunmadığı açıkça belirtilmiştir. Karar, muhakkik tarafından “savunma” adı altında beyan alınmış olsa bile bunun gerçek anlamda savunma hakkının kullanıldığı sonucunu doğurmayacağını vurgulamaktadır. Başka bir ifadeyle, soruşturma sırasında alınan ifade ile usulüne uygun savunma aynı şey değildir.
Bu nedenle disiplin hukukunda en sık karşılaşılan usul hataları, yalnızca küçük eksiklikler olarak görülemez. Savunma alınmadan ceza verilmesi, savunma için yedi günden az süre tanınması, savunma istem yazısında isnadın ve delillerin açıkça gösterilmemesi, savunmanın yetkili disiplin amiri yerine muhakkik tarafından istenmesi veya soruşturmanın sonunda kişiye yöneltilen fiil ile savunması istenen fiil arasında fark bulunması, işlemin hukukî dayanıklılığını ciddi biçimde zayıflatır. Usul, disiplin hukukunda çoğu zaman sonucun kendisi kadar önemlidir.
Yargısal denetimde de odak noktası budur. Mahkeme yalnızca “fiil işlendi mi?” sorusuna bakmaz; aynı zamanda bu fiilin doğru merci tarafından, doğru usulle, doğru isnatla ve savunma hakkı tanınarak değerlendirilip değerlendirilmediğini inceler. Savunma hakkı tanınmamışsa veya usul güvenceleri ihlal edilmişse, fiilin sübuta erip ermediği ayrı bir tartışma olarak kalsa bile, disiplin cezasının iptali gündeme gelebilir. Bu, disiplin hukukunun “önce usul” mantığının doğal sonucudur.
Kısacası disiplin hukukunda usul hatası, yalnızca şekli bir kusur değildir; çoğu zaman işlemin özüne etki eden bir hukuka aykırılık nedenidir. Bu nedenle disiplin cezası değerlendirilirken sadece isnat edilen fiile değil, savunma isteminin içeriğine, süresine, yetkili merciye ve soruşturma zincirinin bütününe birlikte bakılmalıdır. Disiplin süreçlerinde hukuki değerlendirme çoğu zaman fiilden önce usulü sorgulayarak başlar.
Disiplin hukukunda cezanın ağırlığı kadar, o cezaya götüren yolun hukuk içinde kurulup kurulmadığı da belirleyicidir; çoğu dosyada sonucu belirleyen şey fiilden çok usuldür.